insanca yaşam projesi

TARİFLER, ANLAMLAR, ÇERÇEVELER

Bu sayfa içeriğinin ms word kopyası tıklayınız.

Özür : Kelimenin bir anlamı ; bir bünyedeki hasar, noksan, bozukluk, fonksiyon kaybıdır.
Özürlü : Bir özrü bulunan kişi, oluşum, organ ya da yapıdır.
Bedensel özürler : Hareket organlarımızdaki eksiklikler, bozukluklar veya fonksiyon kayıplarıdır.
Duyusal özürler : Duyu organlarımızda ortaya çıkan sakatlıklar, kapasite düşmeleri, yapısal bozukluklardır.
Zihinsel özürler : Zekâ düzeyini, sağlıklı zihinsel irtibatları ve düşünme kapasitelerini etkileyen bozukluklardır.

Almanya'nın eski devlet başkanı Weizsäcker, "Normal olan, farklı olmaktır." demişti. Birbirinin tamamen aynı iki varlık mevcut değildir. Özürlülük de, yaratılıştaki bu inanılmaz zenginliğin bir başka görünüşüdür. Aslında bütün farklılıklarda bir özür gizlenmiştir. Yeryüzünde, her organı ideal sağlıkta olan bir insan da yoktur. Tek tek her organ için ideal vasıflar belirlenebilir ve görülür ki, her insanın bedeninde kendisi için tanımlanmış ideal kapasiteye ya da gelişmeye ulaşamamış bir yapı, bir organ veya bir işleyiş de mutlaka vardır. Öyleyse tamamen özürsüz bir bünyeden bahsedilemez. Ama biz hayatın normal akışını önemli ölçüde etkilemeyen küçük özürlerin çok kere farkına bile varmıyoruz. Özürlülük ve sakatlık neticede hayatın normal akışının kesilmesi, hareket özgürlüğünün büyük ölçüde ortadan kalkması, bağımsızlığın azalması, hayata katılmakta zorlanılması demek olmaktadır.

Özürlüler, yeryüzü insan zenginliğinin bir parçasıdır. Yeryüzündeki insan manzaraları sonsuz sayıdaki yansımalardır. Sakatlık ve özürlülük bir insanlık durumudur ve bütün insanlık durumları gibi hayatın doğal bir dönüşümü ve indirgenişidir. Sakatlık, özürlülük sebeplerini ortadan kaldırmaya çalışırız. Ama dünyada her zaman özürlüler bulunacaktır. İnsanın dünyasına düşürülmüş eylemlerin ve duyguların yaşanamayışı hayattaki acıları oluşturmaktadır. Yani sakatlıkta, bu varamayışta, bu koparılmışlıkta bir acı gelişmektedir. Ama hiç durmadan farklı oluşların gerçekleşmesi ve birbirinden farklı bütün insanlık durumlarının yaşanması için yeryüzünde özürlüler de, acılar da bulunacaktır. Buna rağmen trajik bir boyuttan söz etmemize de gerek yoktur. Çünkü acılar da diğer görünüş ve kayboluşlar gibi sürekli değillerdir. Bir süre sonra değişmekte, sönümlenmekte ve uzaklaşmaktadırlar. Son noktada sonsuzluk ve bütünün içinde eriyiş vardır.

Dünyada özürlülerin sayısı artıyor. Çünkü insanoğlu daha fazla mekanizma ve alet kullanıyor. Daha çok enerji tüketiyor. Bunlar hep tehlike taşıyan süreçler. İş, trafik, ev ve spor kazalarında birçok insan sakat kalabiliyor. Bozulan çevre şartları ortaya yeni hastalıklar çıkmasına yol açıyor. Deprem ve sel gibi afetler sakatlıklara sebep oluyor. Dünyanın çeşitli köşelerindeki savaşlar ve çatışmalar da pek çok insanı sakat bırakıyor. Öte yandan bütün dünyada yaşlı nüfus oran ve sayı olarak çoğalıyor. Ağır yaşlılık ve sürekli hastalık durumları da özürlülüktür. Genel olarak her insan hayatının bir döneminde geçici de olsa bir özürlülük hâli yaşamaktadır.

Şehirlerimizde düzgün bir geometri elde etmek, yalnız sakatlara, yaşlılara ve çocuk arabalı annelere değil; bütün insanlara rahatlıklar, kolaylıklar, gelişmiş sosyallikler ve yaşama sevinçleri sunmaktır. Şehirlerin çehrelerinde sakatlar, yaşlılar ve çocuklar için yaptığımızı düşündüğümüz dönüştürmeler bütün insanlar için yeni çizgiler, yeni özgürlüklerdir. Yürüyüş özgürlüğü şehir sosyolojisinin önemli bir katmanıdır.

Yaşlılara ve sakatlara uygun şehirsel çevreler ve binalar, onların daha bağımsız ve daha üretken olmalarını, yardıma daha az ihtiyaç duymalarını sağlar. Yaşlılık, hastalık ve özürlülük ihtimalleri de düşünülerek evler ve konutlar bütün insanlık durumlarına uygun inşa edilmelidir. Konutlarda; banyo, tuvalet ve mutfak hacimleri geniş tutulmalı ve özenle düzenlenmelidirler. Apartmanlarda dönel merdivenler değil, düz kollu ve sahanlıklı merdivenler kullanılmalıdır.

Rampalar, bir şehirdeki özgür hareketliliğin önemli unsurlarındandır. Rampalarda en fazla eğim; 10 santimetrelik bir yükseklik farkı için %10, 10-25 santimetre arasındaki yükseklik farkları için %8, 25-50 santimetre arasındaki yükseklik farkları için de %6 olarak alınmalıdır. Kazaya yol açabilecek bir dik rampa yapmaktansa hiç yapmamak daha iyidir.

Çağdaş şehirlerdeki hayatın akışı kolay ve insana yaraşır bir ulaşıma dayalıdır. Bir şehrin ulaşım sisteminde her birey kendisine bir yer bulmalıdır. Özürlü insanlar da düşünülerek tasarımlanmış ulaşım araçları ve taşımacılık örgütlenmesi uygarlığın belirtisidir. Tekerlekli koltuk ve çocuk arabası taşıyan tren ve otobüs daha insanî bir tablodur ve toplumsal bütünleşmede önemli rol oynar. Özürlülerin ve yaşlıların şehirdeki hareketliliğini gerçekleştiremezsek bütün rehabilitasyon çabaları büyük ölçüde boşa çıkarılmış olur.

ULAŞILABİLİRLİK (ACCESSIBILITY, ZUGÄNGLICHKEIT)

Şükrü Sürmen (Mimar)

Ulaşılabilirlik , ilk çerçevede mimarî bir kavramdır ve bir varlığın, en çok da insanın bir fiziksel çevreyi, bir şehirsel çevreyi, bir inşa edilmiş çevreyi, bir mekânı, bir binayı, bir yapıyı oraya engellenmeden girerek kullanabilmesi ile ilgilidir. Bir inşa edilmiş çevrenin, bir mekânın, bir binanın ulaşılabilirliğe sahip olması onun insanları engellememesi, hayatın akışını olumsuz şekilde kesmemesi, özgürlüklerin bir bölümünü ortadan kaldırmaması demektir.

Ulaşılabilirlik , geliştirilebilen bir özelliktir. Bir kısım insanların kullanabilip bir kısmının kullanamadığı mekânlar ve binalar tam bir ulaşılabilirliğe sahip değiller demektir.

Ulaşılabilir oluştaki en önemli ölçü de bir mekânın, binanın ya da yerin sakatlar ve yaşlılar tarafından da kullanılabilir şekilde düzenlenmiş bulunma derecesidir. Tekerlekli sandalyenin geçemediği dar kapıları ve yaşlıların kullanamadığı dik merdivenleri bulunan bir bina gerçekte "ulaşılabilir" değildir.

Bir şehirdeki ulaşım sistemleri ve araçlarının (Metro, tramvay, otobüs, tren, taksi...) da "ulaşılabilir" olup olmadığından söz edilebilir. Hangi insanlık durumunda bulunursa bulunsun ( yaşlı, özürlü, hasta, çocuk...) her birey şehrin ulaşım sistemlerini kullanabilmeli, yani bir hareket özgürlüğüne sahip bulunmalıdır. Yoksa şehirsel ve mimarî çevrede kazanılmış olan ulaşılabilirlik özellikleri yetersiz kalır; birey geçirdiği eğitim ve rehabilitasyon süreçlerinin sonuçlarını tam olarak alamaz.

Aslında "Ulaşılabilirlik" kavramı felsefî bir temele oturtulursa daha geniş bir çerçeve ve kavrayış şekli elde edilir. Ulaşılabilirlik ; ülkelerin, şehirlerin, mekânların, binaların; toplumsal bünyelerin, toplumsal konumların, çalışma hayatının, sosyal faaliyetlerin; yani kısaca hayatın doğal akışında temel kabul edilecek bütün alan, çerçeve, yer ve süreçlerin bütün insanlara açık bulunması olarak anlaşılmalıdır.

Böylece ulaşılabilirlik ; insanların birbirlerini benimsemeleri, birbirlerinin hayat serüveninde yer aldıklarını fark etmeleri, çalışma ve paylaşmada adaletli davranmaları, hayatın bedenleri ve ruhları zorlayan ve direniş isteyen akışında yardımlaşmaları ile elde edilebilen geniş bir çerçeve ve özellik hâline gelir.

HAYAT BİZİ ÇEKMEKTEDİR. YAZGIMIZ BULUŞMAKTIR.

ULAŞILABİLİRLİK, GİRİLEBİLİRLİK ( ACCESSIBILITY, ZUGÄNGLICHKEIT ) ; İNSAN İÇİN EN DOĞAL EĞİLİM OLAN KATILMA İSTEĞİNİN GEREKTİRDİĞİ KEYFİYETTİR.

İnsan sosyal bir varlıktır. Şuuruna henüz ilk gelişme pırıltıları düşmüş bir bebek bile sizinle bir iletişim kurmak ister. Gözleriniz buluşunca onunla aranızda bir uyanış, bir uzanış kıvılcımı yanar gibi olur. Biz insanlar birbirimizden çok farklı şekillerde yaratılmışsak da birbirimizin sıcaklığını hep aramaktayızdır. Çevremizde; insanlardan dökülen gölgeler, ışıklar, sesler, tatlar, renkler, sıcaklıklar hep dolaşmalıdır. Öyle olursa uykulara daha huzurla varabiliriz. Baş ucumda bekleyen bir insan beni yeryüzüne bağlayan güneşli bir penceredir.

Her insan doğduğunda bir anneyi sevindirmiştir. Yalnız bunun için bile bütün insanlara değer vermek gerekir. Hep farklı yaratılmışızdır ve insan zenginlikleri buradan başlamaktadır. Basit bulmaya hazırlandığımız, kendimize en uzak bulduğumuz bir insanda bile bizde yer almamış bir güzellik, bir renk, bir farklı uzanış kesinlikle vardır. O halde belki hayatın en temel gerçeklerinden birisi tam bir yalnızlığın mümkün olmayışıdır. Çünkü her insanın ; ondaki bir özelliğin, onun üzerinde birikmiş bir hatıranın, ondan yayılan sıcaklığın, ondan gelecek bir haberin, bir taliplisi mutlaka vardır. Delilerin ruhunu da eninde sonunda bir merak eden çıkar, bir köşede onlarla konuşan birini mutlaka görürsünüz. Çünkü onların içinde de bizde bulunmayan, belki bazen varlığını sezinleyip hayran kaldığımız, bir gizli ve gizemli ışık demeti genişlemektedir.

İnsan buluşmaları belki ilk bakışta sosyal, psikolojik ve kültürel sebeplerle harabiyete uğratılmakta gibi gözükmektedirler, ama fiziksel ve inşa edilmiş çevrenin (The built environment) şartları da toplumsal akışları ve bütünleşmeleri etkileyen çok önemli bir çerçevedir. Fiziksel ve inşa edilmiş çevre şartları imkân vermiyorlarsa toplumsal hayat ve insan buluşmaları hiç başlatılamayabilir de. "Ulaşılabilirlik, girilebilirlik" ise insan buluşmalarını ve toplumun sağlıklı bütünleşmesini etkileyen bir özelliktir. Fiziksel ve inşa edilmiş çevrelerin, mekânların, binaların girilebilir oluşları onların bütün sosyal gruplar ve bireyler tarafından kullanılmaları anlamına gelir. "Ulaşılabilirlik" hangi insanlık durumunda bulunursa bulunsun, her bireyin hayatın akışında temel olarak yer alan bütün yerlere, mekânlara, faaliyetlere ve süreçlere katılabilmesi ile ilgilidir.

Ulaşılabilirlik, çok zaman, insan için doğru olan, doğal olan durumu da içermektedir. Hangi insanlık durumlarında bulunurlarsa bulunsunlar, bütün insanların hayatın tamamına katılmalarını sağlamaya yönelmiş çabalar toplumun yararınadır. Bu çabaların ve faaliyetlerin bir kısmı toplumsal bünyedeki yapılanmalarla ilgilidir. Bir kısmı ise inşa edilmiş çevrenin en uygun şekle dönüştürülmesi, yani fiziksel çevrenin en doğru şekilde düzenlenmesi sürecini oluşturmaktadırlar.

ULAŞILABİLİRLİK, ASLINDA BÜTÜN İNSANLAR İÇİN DOĞRU, YANİ DAHA KOLAY YAŞANABİLİR BİR DÜNYAYI KURAN, ÖLÇÜLER VE İNŞALARIN SONUCUDUR.

İnşa edilmiş çevrenin düzenlenmesinde en doğru ölçüleri ve yöntemleri uyguladığımızda doğal sonuç genellikle "girilebilir" binalar ve mekânlar ile rahat yaşanır şehirlerdir. Bunun tersi de doğrudur: Girilebilir şehirler, mekânlar ve binalar inşa ettiğimizde bütün insanlar için en uygun ve doğru mimarî ve şehirsel çevreleri ; olgun ölçülerle gelişmiş yöntemleri elde etmiş oluruz.

Ulaşılabilirlik ; bütün insanların toplumsal işleyişin her alanında ve düzleminde yer almaları, insan için ortaya konmuş bütün değerlere ve mutluluk tablolarına ulaşmaları ve hayatın tamamına katılmalarının bir toplumun insanca yaşamasının bir gereği olduğuna inanılması ile en gelişmiş şeklini alır.

"Normal olan, farklı olmaktır."

Almanya'nın eski cumhurbaşkanı Richard von Weizsäcker

NORMAL

Lisa çok uzun boylu.
Anna ise çok kısa.
Daniel de çok şişman.
Ama Emil ne zayıf.
Fritz çok soğuk ve suskun.
Flora ise çok konuşkan.
Cornelia çok güzel.
Ama Erwin çok çirkin.
Şu Hans aptal mı aptal.
Sabine ise çok akıllı.
Traudel artık çok yaşlı.
Theo ise ne kadar genç.
Her insan bir şeyde pek çok.
Ama her insan bir şeyde de pek az.
Her insan bazı noktalarında normal değil.
Burada tamamen normal,
Biri var mı ki?
Hayır, burada normal olan,
Hiç kimse yok.
Ve işte asıl bu normal.
DORA BENZELRATH
Çeviren : Şükrü Sürmen
Fürst Donnersmarck Vakfı'nın dergisi "WIR" den.

DOĞRU TERİM , SAĞLIKLI DÜŞÜNME...

Dilimizin ihmal edildiği bir gerçek. Bilimsel düşünce oluşturulurken terimlerin tasarım süreçlerinde özenli davranılmadığından çok zaman sağlıklı akıl yürütmeyi engelleyen durumlarla karşılaşıyoruz.

Ben bir mimarım, emekli bir kamu görevlisiyim ve 40 yıllık da bir tekerlekli sandalye sakatıyım. 18 yaşında bir trafik kazası geçirdim ve tekerlekli sandalyede yaşar duruma geldim. Hâlen de bazı sakat derneklerinde ve yerel yönetimlerde özürlü ve yaşlı insanlarla ilgili mimarî düzenlemeler konusunda fahrî danışmanlık yapmaktayım. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Programında yer alan "Özürlüler ve Yaşlılar için Çevre Tasarımı" isimli seçimlik bir dersin de yürütücüsüyüm.

Son zamanlarda yanlış bir kullanılış olarak gördüğüm "Engelli" terimi konusundaki düşüncelerimi size arz etmek istedim. Aslında "Dünya Sağlık Örgütü" nün tanımlarına dayanarak bilim çevreleri Türkçede "Disabled" kelimesini " Özürlü", "Handicapped" kelimesini de "Engelli" ile karşılamaktadırlar. Bunlardan yaygın olarak kullanılanı "Disabled" "Özürlü" dür ve bir sosyal grubu anlatan kelime olarak da "Özürlüler" in kullanılması dil mantığımıza daha uygun düşmektedir. "Sakat" kelimesi de doğal bir Türkçedir ve kullanılması gayet yerindedir.

"Gözümden, belimden sakatlandım." ve "Omurgasında, bileğinde özür var." şeklindeki doğal Türkçe ifadelerin ; "engel, engelli ve engellenmek" kelimeleri kullanılarak ifade edilebilecek, dilimizin mantık yapısına uygun karşılıkları yoktur. Engel bünyenin dışında bir olgu olup; insanın bedensel, duyusal, zihinsel ve ruhsal durumuna ilişkin hiçbir işaret taşımaz. Özür ve sakatlık ise bünyenin kendisinde mevcut noksan, hasar veya işlev bozukluklarını anlatırlar. Meselâ, "Görme engelli" ifadesi akla, başına örtü geçirilmiş bir kişiyi getirebilir ki, onun çok sağlıklı gözlere sahip olması da mümkündür. Öte yandan bedenlerinde birtakım sakatlıklar, özürler bulunan kişilerin hiç de engellenmeden yaşamakta oldukları bir gerçektir. Meselâ, bir kambur özürlü bir kişidir ama belki de hiç engellenmeden yaşayabilmektedir.

"Ben bir tekerlekli koltuk sakatıyım." ifadesi doğaldır, ama "Ben bir tekerlekli koltuk engellisiyim." denemez. "Özürlü" ve "Sakat" kelimelerinden "Özür" ve "Sakatlık" kelimelerine anlamlı geçişler yapılabilir. "Engelli" den "Engel"e geçtiğimizde ise ortaya bir gariplik çıkar: Özür ve sakatlık türleri : "Körlük, sağırlık, topallık vs." , Engel türleri : " Tepe, uçurum, duvar vs."...

Özürlü, sakat, felçli, kör, sağır dediğimiz zaman nesnel bir değerlendirme yapmış oluruz. Yani burada hepimiz aynı insanlık durumunu, aynı hayat gerçeğini, aynı tabloyu aklımıza getirmekteyizdir. "Engelli" dediğimizde ise bir yorumda, kötümser bir yorumda bulunmuş oluyoruz. Gelişmiş bir toplumda özürlü ve sakat insanlar yine bulunacaktır ama elde edilmiş olan ideal şehirsel ve mimarî çevre şartlarının sonucunda bunlar engelli olarak yaşamayacaklardır. Özürlüler ve sakatlar yalnız her mekâna, yere ve inşa edilmiş çevreye değil, bütün toplumsal konum ve katmanlara da engellenmeden girebileceklerdir. Demek ki, bir insanın engelli oluşu geçici bir durumdur. İnsanüstü bir gücün bilinçli bir şekilde insanı "engelli" durumda bırakması ise, felsefî olarak, yaratılışın yapısına ve güzelliğine , evrenin anlamına aykırıdır.

Tekerlekli sandalyedeki bir insana bakanlar doğal olarak, "Bu insan sakat." diyeceklerdir. Ama tekerlekli sandalyedeki bu insanın engelli olup olmadığı şartlara, özellikle de yaşadığı şehirsel çevrenin şartlarına bağlıdır. Öte yandan bir toplum özürlü insanlara olgun şekilde yaklaşıyorsa, yani meselâ, doğuştan iki kolu olmayan özürlü bir kişi bir ülkede devlet başkanı olabiliyorsa, o kişi yine bir engelli sayılamaz. Bu kişinin özürlü bir insan olduğu gerçeği ise hiçbir zaman değişmeyecektir.

Türk dilinde; sakat, sakatlanmak, sakatlık, kör, sağır, dilsiz, kötürüm, felçli, âmâ, topal, çolak, özürlü gibi bir insanın fiziksel durumu ile ilgili pek çok kelime vardır ve bunların kullanılmamaları ya da dilden atılmaları söz konusu olamaz. Öte yandan, bir insanın fiziksel ya da bedensel durumunu anlatan bir ifade onun insan olarak değeriyle yakından uzaktan ilgili değildir. "Engelli" kelimesi ise bir insan için kısıtlı bir dünya erişimi, dışlanmışlık, genişletilemeyen yetenekler ve basit çerçevelere indirgenmiş bir hayat tablosunu çağrıştırdığından ve bir kadere isyan rengi taşıdığından küçültücü sayılabilir.

ŞEHİRSEL ÇEVRENİN, RESMÎ VE HALKA AÇIK BİNALARLA HALKA AÇIK TESİS VE ALANLARIN ÖZÜRLÜLER VE YAŞLILAR İÇİN ULAŞILABİLİR HÂLE GETİRİLMESİ

Her türlü ayırımcılığın ortadan kaldırıldığı daha insanca yaşanan hayatlar için şehirsel çevrede birtakım düzenlemelerin yer alması gerekmektedir. Bilhassa özürlüler ve yaşlıların toplum hayatına ve bütün mutluluk tablolarına katılabilmeleri için yeni bilgilerin ışığında, uyulması zorunlu çağdaş standartlar her uygar şehirde söz konusu olmaktadır. Bunun sonucunda şehirler bütün diğer insanlar için de daha rahat yaşanır yerler hâline gelmekte olduğu gibi şehirsel çevre de daha uygar bir görünüme kavuşmaktadır.

Bir uygarlık ölçüsü ve görünüşü olarak "ulaşılabilirlik" konusunda bütün gelişmiş ülkelerin imar nizamname ve yönetmeliklerinde ayrıntılı tanımlar, standartlar ve ölçüler mevcuttur.

MADDE 19

Şehirsel çevrenin özürlüler ve yaşlılar için de insanca yaşanır bir var olma ortamı hâline gelmesinde Türk Standartları Enstitüsü'nün ilgili standartları temel başlangıç metinleridir.

  1. Resmî binalar, halka açık binalar, tesisler ve alanlara ulaşmak için kullanılacak kaldırımlar ulaşılabilirlik standartlarına sahip olmalıdırlar.

    Kaldırımların kenarı cadde kotundan en fazla 14 cm yüksekte olabilir. Kaldırımın kenarı görme özürlülerin bastonları ile rahatça izleyebilecekleri şekilde düzgün olmalı ve tehlikeli bir paha sahip bulunmamalıdır. Tekerlekli sandalye kullananlar, yaşlıların bir bölümü ve çocuk arabası süren anneler için yapılacak kaldırım rampalarının genişliği yaya geçitlerinde en az 180 cm, diğer yerlerde 90 cm olacaktır. Bu rampaların eğimi en fazla % 8 olabilir (Şekil 1,2). Bir kaldırımın caddeye dik eğimi en fazla, sadece yağmur suyunun alınması için gerektiği kadar, yani % 1,5 olabilir. Çünkü bu eğim yürüme rahatlığını normal hareketliliğe sahip insanlarda da büyük ölçüde etkileyen bir fiziksel büyüklüktür. Kaldırımlarda zemin malzemesi kaygan olmayan türlerden seçilmelidir. Parçalı bir yapı oluşturan zemin kaplamalarında derz aralıkları 0,5 cm’den küçük olmalıdır. Tekerlekli sandalye tekerleklerinin aralarına sıkışmaması için yağmur suyu ızgaralarındaki demir çubukların aralarındaki mesafe 1,3 cm’yi aşmamalıdır. Birtakım müesseselerin ve mağazaların kendi kapı önlerindeki kaldırımı mevcut kaldırımdan farklı eğimde ve malzeme ile düzenlemelerine izin verilmeyecektir. Kaldırım genişliği en az 180 cm olmalıdır. Mevcut şehirsel çevredeki 80 cm'den daha dar kaldırımlarda tekerlekli sandalyenin hareket edeceği düşünülmemelidir. Tekerlekli sandalyenin dar bir kaldırıma çıkması isteniyorsa duruma göre davranılır ve kaldırımın 500 cm’lik bir parçası kesilip çıkarılarak (Kaldırım yüksekliğinin 15 cm olduğu farz ediliyor.) iki yanda kalan kaldırım parçalarına çıkabilen birer rampa konulabilir (Şekil 3). Yaya yollarının yeşil sahalara bakan taraflarında kör bastonlarının dokunup aynı çizgide yürümenin sağlanması için en az 3 cm yüksekliğinde bir kenarlık bulunmalıdır (Şekil 1) (Çevredeki bir önemli değişim, farklı bir fiziksel yapılanma hakkında bilgi vermek mutlaka gerekiyorsa kaldırımlarda ve yaya yollarında körler için 80 cm genişliğinde yürüme şeritleri oluşturulacaktır. Ancak bu şeritlerin her iki yanında 80 cm’lik normal yürü me şeritleri kalmalıdır. Yani bu özel bir uygulamadır ve geniş kaldırımlarda ve yaya yollarında görme özürlüler için çok gerekiyorsa yapılabilir. Bu şeritler kaldırımdan farklı renkteki ve dokudaki malzeme ile hazırlanır ; böylece görme özürlülerin. bastonları ve ayakkabıları ile yürüyüş istikametlerini hissetmeleri sağlanır.).

  2. Resmî binaların, halka açık bina, tesis ve birimlerin esas girişlerine basamaksız ulaşılabilmelidir. Bu girişlere % 2'lik bir eğimle yaklaşılabilir. Giriş kapısının önünde tekerlekli sandalyenin hareket edeceği kadar bir alan (150 santimetre çaplı bir daire) tamamen engellenmemiş olarak bırakılmış olmalıdır. Giriş kapısının iç tarafında ve bağlı holde de gerekli hareket alanı düşünülmelidir (Şekil 4). Basamaksız giriş mümkün değilse, tekerlekli sandalyenin hareketi için gerekli bu 150 cm'lik alan da ilâve edilerek giriş kapısının önünde bir plâtform oluşturulabilir ve bu düzleme ulaşan bir rampa düzenlenir. Bu rampanın genişliği en az 130 cm, eğimi ise tırmanacağı yüksekliğe bağlı olarak % 5 - 8 arasında olabilir. Bu rampanın kenarlarında tekerlekli sandalyenin tekerleklerinin dışarı düşebilme ihtimaline karşı 6 cm yüksekliğinde kenarlıklar bulunmalıdır. Rampa boylarının 6 metreyi aştığı durumlarda araya 150 cm uzunluğunda sahanlıklar konur. Bilimsel yaklaşımdan uzaklaşılması hiçbir şekilde söz konusu olamayacağına göre ; gerekirse çok kollu, çok sahanlıklı ve geniş yer kaplayan uzun rampalar "ulaşılabilirlik" için kaçınılmaz olabilir (Şekil 5). Binanın esas girişi tekerlekli sandalyenin girişine hiçbir şekilde uygun değilse, levhalarla çok iyi şekilde belirtilmiş bir basamaksız veya rampalı giriş binanın başka bir cephesinde yer alabilir. Tekerlekli sandalye kullanan kişiler ve bir kısım hareket özürlüler için düzenlenecek rampalarda korkuluk bulunup bulunmayacağına duruma göre karar verilir. Korkuluk 4 cm çapındaki yuvarlak borudan oluşturulacak ve 90 cm ve 65 cm yüksekliklerden geçen iki küpeşteye sahip olacaktır.

    Bu imar yönetmeliği tarafından istenen ulaşılabilirliğin sağlanabilmesi için gereken düzenlemeler yasalarla korunmuş tarihî bina, eser veya çevreler için zarar oluşturacaksa bu düzenlemeler sadece elden geldiğince yapılmaya çalışılır. Meselâ, esas girişten girilemiyorsa başka bir noktadan özürlü kişilerin binaya girmesi sağlanmaya çalışılır. Kullanılan rampa normalden dik yapılabilir. Kadın ve erkek için tek bir özürlü tuvaleti sağlanır. Tarihî binanın ancak belli düzlemleri ulaşılabilir duruma getirilir. Ne olursa olsun, tarihî çevreyi ve binaları koruma kanunları her zaman geçerlidir ve en asgarî ölçülerde de olsa ulaşılabilirliği sağlamak binaya bir zarar verecekse ( Bu aslında çok ender rastlanan bir durumdur.) , bu düzenlemelerden vazgeçilir. Söz konusu binada veya çevrede sağlanan hizmet bir program olarak başka şekilde sağlanır veya başka uygun bir çerçeve içinde bireye sunulur.

    Esas giriş kapısının genişliği, kanatlardan biri en az 90 cm olmak üzere 150 cm'den daha az olamaz. Kapıda büyük cam yüzeyler varsa, bunların bir yandan kırılıp kazalara yol açmalarına karşı donatılı türden seçilmeleri gerektiği gibi, az görebilenlerin çarpmalarına karşı dikkat çekecek renkli şeritlerle donatılmaları da gerekir. Kapılarda eşik istenmez. Çok zorunlu durumlarda 2 cm'yi geçmeyen ve her iki yanında 1 : 4 eğimindeki pahlar bulunan eşikler söz konusu olabilir. Kapı kolları, parmakları yeteri kadar güçlü olmayan yaşlı ve özürlü kişiler için rahat kavranır ve rahat hareket ettirilebilir bir tasarıma sahip olmalıdır.

  3. Rüzgârlık kısmında ve giriş holünde tekerlekli sandalyenin rahatça hareket edeceği kadar bir alan ayrılmış olmalıdır ( Şekil 4) (Daha önce de açıklandığı gibi, tekerlekli sandalyenin hareket alanı 150 cm çapında bir daire veya 150 cm kenar uzunluğuna sahip bir karedir.).
  4. Bir katının alanı 500 m2'den küçük ve toplam kat adedi üçten az binalarda asansör yapma mecburiyeti yoktur. Ancak alış veriş merkezleri, sağlık kuruluşlarına ait binalar ve bürolar, otogarlar, otobüs terminalleri, kitle ulaşım araçlarına ait istasyonlar ve hava alanlarının hizmet binaları bunun dışındadır ; bunlarda mutlaka bir asansör bulunacaktır. Binada bir asansör mevcutsa, bu asansöre basamaksız ve eşiksiz ulaşılması gerekir. Asansörün önünde tekerlekli sandalyenin rahatça hareket edeceği kadar bir alan bulunmalıdır. Asansör kabininin asgarî boyutları 110 cm (Genişlik) x 140 cm (Derinlik) dir ( Şekil 6). Asansörün kumanda düğmeleri 100 cm yüksekliğindeki bir levhaya yan yana dizilmiş olacaklardır. Kumanda düğmeleri üzerindeki rakamlar büyük kabartma harflerle ve aynı zamanda da Braille ile yazılacaklardır. Asansör kapısının hemen yanına çok büyük kabartma rakamla ve Braille ile bulunulan kat yazılacaktır. Ulaşılan kat sesle belirtilecektir. Bir kısım binalarda asansöre ayakta durmakta zorluk çeken insanlar için katlanabilir oturaklar ilâve edilmesi gerekebilir. Asansörlerin sığınağın bulunduğu kata kadar ulaşması zorunludur. Elektriğin kesilmesi durumunda asansörlerin çalışmasını sağlayacak bir teknik düzenleme de düşünülmelidir.
  5. Resmî binalar, halka açık binalar, tesisler ve birimlerdeki merdivenler, çok özel mimarî arayışlar dışında, düz kollu ve sahanlıklı yapılacaktır ( Şekil 7 ). Merdivenin her iki yanında yuvarlak borudan küpeşteler bulunacaktır. Küpeşte ile duvar arasında 4 cm aralık bulunacaktır. Merdiven genişliği 180 cm'yi aşınca ortaya bir korkuluk ilâve edilir. Bu binalardaki basamak genişlikleri 30 cm, basamak yüksekliği 15 - 16 cm alınacaktır. Basamak yüzeyleri kaymaz ve aşınmaz malzemeden olmalıdır. Merdivenlerin başlangıç ve bitişini körlere belirtmek için farklı malzemeden şeritler düzenlenir. Merdivenler, basamaklarda gölge meydana gelmeyecek şekilde karşıdan ve iyi aydınlatılmalıdır. Çok özel bir mimarî uygulama için izin alınması dışında, hemen herkes için az çok bir tehlike oluşturduklarından, rıhtsız merdiven yapılmayacaktır ( Şekil 7).
  6. İç kapılar da eşiksiz yapılmalı ve en az genişlikleri 90 cm olmalıdır. Çok zorunlu durumlarda yukarıda anlatılan türden eşikler düzenlenebilir. Çarpmalara karşı kapıların alt kenarlarında kapı genişliğinde ve 30 cm yüksekliğinde metal levhalar bulunmalıdır. Kapı kolları kolay kavranır, kolay çevrilebilir ve elde soğukluk hissi bırakmayacak malzemeden yapılmalıdır. Çift kanatlı iç kapıların toplam genişliği, bir kanat 90 cm'den az olmamak şartı ile 150 cm'den az olamaz. Bu kapıların cam yüzeylerinin, yukarıda da zikredildiği gibi, kırılma ve tehlike oluşturma ihtimallerinin en aza indirilmesi için gereken bütün tedbirler alınacaktır. Görme özürlülerin cam yüzeyi fark edebilmeleri için dikkat çekecek renkte şeritler cama yapıştırılacaktır.
  7. Resmî binalarla, halka açık bina ve tesislerdeki koridorlar genel olarak 150 santimetreden daha dar yapılamaz. Körler ve görme özürlüler için basit geometriler, 90° ve 45° lik koridor kesişmeleri ve istikamet değişiklikleri tercih edilen düzenlemelerdir. Körlük çok doğal bir insanlık durumu olduğuna göre, bir gösteriş için veya felsefî temelden yoksun bir biçim verme kaygısıyla körleri hiç dikkate almadan yola çıkan bir mimarlık anlayışı toplum hayatındaki bütünlük bakımından kabul edilemez. Görme özürlülerin sık şekilde kullandıkları binalarda kontrast ve canlı renkteki oklar, işaretler ve rakamlarla katlar ve bulunulan konumlar vurgulanarak belirtilir.
  8. Gerekli bütün mekân, mahal, alan ve geçitlerde yangın ve doğal afet anlarında kaçış yollarını gösteren ışıklı ve sesli yönlendirme cihazları veya elemanları bulunacaktır.
  9. Toplam alanı 1000 m2'yi aşan binalarda bayan ve erkek için birer özürlü tuvaleti, bu mümkün olamıyorsa her iki cins için bir adet özürlü tuvaleti düzenlenecektir. Özürlü tuvaletinin kapısının temiz açıklığı en az 85 cm olacaktır. Bu kapı dışarıya açılacak veya sürme kapı olarak düzenlenecektir. Dışarı açılan bir kapı düzenlenmesi durumunda, kapıya içerden kolay kapatılabilmesi için menteşelerden 10 cm uzaklıkta ve yerden 100 cm yükseklikte, düşey ve yatay olabilen bir kol eklenir. Kapı kollarının kolay kavranır ve hareket ettirilebilir türden olmaları gerekir. Tekerlekli sandalyedeki bir kişinin kullanabileceği kabul edilen en küçük tuvalet kabininin ölçüleri 150cm x 150 cm dir. Burada alafranga tuvalet düzenlenecektir. Klozetin uzun ekseni duvara paralel olarak yer alacak, klozetin duvara en yakın noktasının duvardan uzaklığı 25 cm olarak alınacaktır. Klozetin önünün arkadaki duvardan uzaklığı 70 cm olmalıdır. Klozetin yanındaki duvara sabit tutunma kolu konur. Bu tutunma kolu 3 - 4 cm çapında bir yuvarlak borudur. Birbirine eşit 70 cm'lik iki kolu olan L biçiminde bir elemandır. Yatay kısmı yerden 75 cm yüksekliktedir, klozetin en öndeki noktasını da 25 cm geçer. Düşey tutunma kısmı yukarı doğrudur. Klozetin duvardan uzakta olan tarafına da duvara doğru kaldırılabilen tutunma kolu konulabilir ama bu zorunlu değildir. Bu tuvalet kabinine küçük bir lâvabo da ilâve edilecektir. Tekerlekli sandalyedeki insanın rahat kullanacağı tuvalet kabininin boyutları ise 220 cm x 220 cm' dir. Bu durumda kapı sürme kapı olarak da düzenlenebilir ki, aslında sürme kapı tuvaletlerde ve banyolarda daha fazla tercih edilmektedir. 220 cm x 220 cm boyutlarındaki bir tuvalette standarda uygun bir duş köşesinin bulunması da mümkündür. Klozette oturma yüksekliği 46 - 47 cm olarak elde edilmelidir. Keskin kenarlı olmayan, darbelere dayanıklı klozet kapakları kullanılacaktır. Piyasada özürlü klozeti olarak satılmakta olan mamullerin aranan bu yükseklik şartını sağladıkları şüphelidir. Dolayısı ile bunları kullanmak mecburiyeti yoktur. Özürlü lâvabosu olarak piyasada bulunan lâvabolar da kullanışlı sayılmaz. Çünkü bunlara istendiği şekilde yaklaşılamamaktadır. Ayaksız normal lâvaboların bazıları tekerlekli sandalyedeki insanlar için daha kullanışlıdır. Üst kenarı ileri çıkarılmış, ayarlanabilen aynaların da bazı mahzurları vardır. Yerden itibaren 97 cm'den başlayan duvara yapıştırılmış 40 cm x 100 cm boyutlarındaki bir ayna yeteri derecede işlevseldir. Özürlülerin ve yaşlıların kullanacağı bütün lâvabolarda hassas parmak kavrayışına gerek bırakmadan kolayca kontrol edilebilen uzun kollu veya haç şeklindeki musluklar tercih edilir. Tekerlekli sandalyedeki kişiler için düzenlenmiş bulunan tuvalet kabinlerinin önünde de tekerlekli sandalyenin rahatça hareket edebileceği kadar bir alan bulunmalıdır.
  10. Otoparklardaki park yerlerinin % 2 si özürlü otomobilleri için ayrılır. Bu otopark yerlerinin genişliği 350 cm olacaktır ( Şekil 8 ). Bu otopark yerleri hem zeminde uluslar arası özürlü işareti ile belirtilecek, hem de bir levha ile tanıtılacaktır. Ancak ülkemizde az sayıdaki özürlünun otomobili bulunduğundan, sosyal şartların gelişeceği önümüzdeki birkaç yıl için otoparklarda özürlülere park yerlerinin % 1 inin ayrılması mecburî olacaktır. En az da bir park yeri özürlüler için ayrılacaktır. % 2 oranı 2009 yılında yürürlüğe girecektir. Özürlü için ayrılmış bulunan otopark yerlerinden basamaksız olarak ve gerektiğinde standartlara uygun rampalarla asansörlere ve binaların girişlerine ulaşılabilmelidir.
  11. Postahanelerde, banka şubelerinde ve devlet dairelerinin hizmet birimlerinde tekerlekli sandalye için yeterli hareket alanı bulunmalı, yaklaşılan bankoların yükseklik ve özellikleri de ; tekerlekli sandalyedeki insanlarla, oturmakta olan yaşlılarla, görme ve işitme özürlü kişilerle kolay iletişim kurulmasına uygun olmalıdır.
  12. Şehirdeki petrol istasyonlarında en az bir özürlü tuvaleti bulunacaktır. Bu tuvaletin özellikleri de yukarıda anlatıldığı gibidir.
  13. Sinema, tiyatro, gösteri ve konferans salonlarında sirkülâsyon alanlarına girmeyecek şekilde, her biri 80 - 100 cm x 130 - 150 cm boyutlarında olan 4 kişilik yer tekerlekli sandalyedeki kişilere ayrılır.
  14. Kaldırım ve yaya yolları üzerinde bulunan levhalar, işaretler ve tabelâların en alçaktaki noktaları görme özürlülerin başlarını çarpmamaları için yerden en az 205 cm mesafede bulunacaktır ( Şekil 1, Şekil 9 ).
  15. Şehir mobilyaları ; hiçbir surette kaldırımlar ve yaya yollarının genişliğini daraltacak şekilde düzenlenemez, yürüyüş çizgileri üzerinde bir çıkıntı oluşturacak tarzda konulamazlar. Özürlülerin ve yaşlıların ihtiyaçları da dikkate alınarak tasarımlanmış çağdaş şehir mobilyalarına ait standartlar ve uygulama tipleri, şehrin ulaşım sistemleriyle ve şehirdeki yaya hareketleriyle ilgili ayrı bir yönetmelikte bir bölüm olarak geniş şekilde yer almalıdır. Bedensel ve görme özürlüler için tasarımlarına çok özen gösterilmesi gereken otobüs durakları, istasyonlar, trafik işaret ve levhaları, telefon kulübeleri, posta kutuları, kaldırımlardaki direkler ve alt yapı elemanları, oturma bankları, bilgi panoları, satış kulübeleri vs. hakkında bu yönetmelikte bilgi verilecektir.
  16. Görme özürlüler için merdivenlerin başlangıcına ve sonuna 5 cm aralıklı 0,5 cm yüksekliğinde ve 2 cm genişliğinde şeritler taşıyan, 80 cm derinliğinde kaymaz seramik malzemeden yüzeyler yerleştirilir. Bunlar zemini oluşturan asıl malzemenin renginin kontrastı olan bir renk taşımalıdırlar. Yaya geçitlerinde kaldırım rampalarının önünde ve yaya adalarında da görme özürlüler için temas yüzeyleri hazırlanır ( Şekil 10, 11 ).
  17. Büyük mağazalarda tekerlekli sandalyenin kasadan geçişi için en az 80 cm temiz açıklık gerekmektedir. Büyük mağazalarda ve kütüphanelerde raflar arasında en az 100 cm mesafe bulunmalıdır.

TOPLU KONUTLARDA VE APARTMAN DAİRELERİNDE ÖZÜRLÜLER VE YAŞLILAR İÇİN "ULAŞILABİLİRLİĞİN" KISMEN SAĞLANMASI

Bir insanın hayatı boyunca 6 - 7 farklı konut tipine ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır. İnsan farklı bir yaşa geldiği veya farklı bir insanlık durumuna düştüğü zaman yaşadığı konutunu değiştirmek ister. Belki bulunduğu semtten de taşınmaya mecbur olur. Bu durumda sosyal temas noktaları ve insanı hayata bağlayan mutluluk çerçeveleri kaybedilebilir. Bu tablodan, mevcut konut stoklarının çok zaman yetersiz şartlar taşıdıkları ortaya çıkar. Halbuki konutların bir ölçüye kadar, çok yönlü ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde inşa edilmeleri mümkündür. Bunun için birtakım kurallar ve standartlar söz konusu olur.

Önce evin çevresinin ulaşılabilir olması gerekir. Yoğun ve çarpık yapılaşmış bir şehir olan İstanbul'da konutun ulaşılabilirliği önemli bir sorundur. Basamaksız bir giriş birçok arsa için zor gözükmektedir. Ya da giriş plâtformuna bir rampa ile ulaşılabilmesi ve burada tekerlekli sandalye için yeterli hareket alanının bırakılması ; mevcut arsa, sokak, kaldırım ve eğim ilişkilerinde zor sağlanır olarak gözükmektedir. Bir metropoldeki apartman ve konutların ulaşılabilirliğini dikkate almayan bir imar yönetmeliği yetersiz olmakla birlikte, bunun mevcut şartlarda sağlanmasının zorluğu da İstanbul örneği için çok açıktır. Yine de, resmî binalar, halka açık binalar ve tesisler için söz konusu olan giriş ve çevre düzenleme standartları konutlar için de geçerlidir ve bunlar hayatı herkese kolaylaştıran katkılardır.

  1. Konut ve apartmanların esas giriş kapıları yukarıda anlatılan şartları taşımalıdırlar. Kapı numaraları görme duyusu zayıflamış kişiler tarafından da görülebilecek kadar büyük olmalıdır ve gece de aydınlatılmalıdır. Anahtarla kapı açmaları uzun süren, parmakları iyi tutmayan kişilerin yağmurda ıslanmamaları için giriş kapısının üstünde bir saçak bulunmalıdır. Giriş holünde posta kutuları varsa bunlar zeminden itibaren 80 -120 cm arasına yerleştirilmelidir.
  2. Toplu konutlarda ve apartmanlarda da merdivenler düz kollu ve sahanlıklı yapılmalı, merdivenlerin her iki tarafına da tutunmak için küpeşteler konulmalıdır. Merdiven sahanlığının derinliği en az 125 cm olmalıdır. Merdivenlerin korkuluklarını oluşturan elemanların aralıkları çocukların da geçemeyecekleri kadar dar olmalıdır.
  3. Merdivenler karşıdan ve gölge meydana gelmeyecek şekilde aydınlatılmalı, basamak yüzeyleri aşınmaz ve kaymaz malzeme ile kaplanmalıdır. Merdivenlerde rıht yüksekliği 15 - 17 cm, basamak genişliği 29 - 30 cm olmalıdır.
  4. Apartmanların daire kapılarının genişliği en az 100 cm olmalıdır. Oda kapılarının genişlikleri de en az 90 cm olmalıdır. Bütün kapıların kolları kolay kavranabilir ve kolay çevrilebilir olmalıdır.
  5. Apartman dairelerinde ve konutlarda koridor genişlikleri en az 120 cm olmalıdır.
  6. Mutfaklarda 210 cm'den daha küçük bir kenar bulunmamalıdır (60 cm tezgâh genişliğinden sonra 150 cm çapındaki bir daire olan tekerlekli sandalye hareket alanı için yer kalmalıdır.)
  7. Banyo - tuvalet hacminin küçük kenarı en az 220 cm olmalıdır. Banyo - tuvalet hacminin en az bir duvarına ilâve teçhizat konularak burada gerektiğinde bir ağırlığın taşınması düşünülür. Tavanda da zamanla konulabilecek askılar için gerekli teçhizatla uygun yerler hazırlanır. Küvete ve duşa girişte kayma kazalarını aza indirmek için gerekli yerlere tutunma kolları konulur.
  8. Pencere açma mekanizmalarına oturma yüksekliğinden ulaşılabilmelidir. Döşemeden itibaren 120 - 130 cm uzaklık aşılmamalıdır. Pencere açma kolları kolay kavranır ve çevrilebilir olmalıdır.
  9. Elektrik düğmeleri ve kumanda tuşları yerden en fazla 130 cm yükseğe konursa yaşlılar ve tekerlekli sandalyedeki kişilerin de bunlara ulaşmaları kolay olur. Prizler de döşemeden en az 50 cm düşey uzaklığa yerleştirilmelidirler ki yaşlıların ve hareket özürlü kişilerin fazla eğilmelerine gerek kalmasın.
  10. Balkon derinlikleri 150 cm'den az olmamalıdır. Tekerlekli sandalyedeki insanların da çevreyi rahatça seyredebilmeleri için korkuluklar yuvarlak demir çubuklardan veya kırılmaz kalın şeffaf plâstikten yapılabilir.
  11. Sıcak yüzeyler, radyatörler, ısıtıcılar levhalarla korunarak hisleri azalmış kişilerin bunlara farkında olmadan değip yanmaları önlenir.

ŞEHİRSEL ÇEVREDEKİ KONAKLAMA, İKRAM VE EĞLENCE TESİSLERİNDE ; TURİSTİK BÖLGELERDE ULAŞILABİLİRLİĞİN SAĞLANMASI

Şehirde bulunan otel, motel, pansiyon, lokanta, gazino, oyun salonu, eğlence merkezi gibi halka açık bina ve tesislerin de uygarlığın bir gereği olan "ulaşılabilirlik" özelliğine sahip bulunmaları gerekir. Ancak bu tesislerin önemli bir bölümü Turizm Bakanlığı'nın denetimine tabidir ve bu bakanlığın yayımladığı yönetmeliklere uygun olarak inşa edilmektedirler. Günümüzde yaşlıların ve özürlülerin turistik gezi imkânlarının genişlediği düşünülürse, dünya metropolü olan İstanbul'daki bütün konaklama, ikram ve eğlence tesislerinin ulaşılabilir duruma getirilmelerinin gereği daha iyi anlaşılır. Yukarıda zikredilen inşa kurallarına ek olarak konaklama tesislerindeki banyo ve duş donanımının da belli şartları taşımaları gerekir. Lokantalarda da masaların % 5 i ve en az da bir masa tekerlekli sandalyeli kişiler için ayrılacaktır.