insanca yaşam projesi

Sivil Toplum, Sivil Toplum Kuruluşları ve Demokrasi

Dijan Albayrak

Tarih Vakfı, Proje Koordinatörü

Bu sayfa içeriğinin ms word kopyası tıklayınız.

Kadıköy Belediyesi inisiyatifiyle gerçekleştirilen 'İnsanca' Projesi'nin eğitimleri Sivil Toplum, Sivil Toplum Kuruluşları ve Demokrasi üzerine tartışmalarla geçen bir üç saat ile başladı. Bu eğitim modülünün amacı katılımcılar arasında ilgili konular hakkındaki bilinci güçlendirmek ve üzerinde düşünülmesi gereken bazı konuları gündeme getirmekti.

Katılımcıların bireysel tecrübeleri ve bilgileri ile zenginleştirdikleri tartışmaların değindiği konuları iki ana başlık altında toparlamak mümkün; sivil toplum ve sivil toplum kuruluşu (STK) tanımları, sivil toplum ve demokrasi.

Türkiye toplumu 1999 yılından bu yana iki önemli olay yaşadı. Önce korkunç bir deprem felaketi yaşandı. Hemen sonrasında Aralık ayındaki Helsinki Zirvesi ile Türkiye Avrupa Birliği'ne aday kabul edildi. Her iki olayın ortak sonucu ise Türkiye'deki sivil toplum hareketlerinin ön plana çıkması oldu. Deprem sonrasında sayısız sivil girişimin insani yardım konusundaki faaliyetleri dikkat çekerken, Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinin önkoşullarından olan demokratik sistemi ve kurumlarını güçlendirme çabaları, halkın olumlu ilgisini uyandıran STK'ların daha somut olarak desteklenmesine olanak sağladı.

Küreselleşme ve Avrupa Birliği ile entegrasyon sonucunda değişen paradigmalar son yıllarda daha da belirginleşti. Bu nedenle sivil toplum hareketlerinin ve bu hareketlerin sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan çelişkili etkilerinin irdelenmesi gerekmekte.

Sivil Toplum nedir? Sivil Toplum Kuruluşu Nedir?

Sivil Toplum tanımı zor bir kavram. Özellikle sivil toplum ve devlet ilişkisi konusunda birbirini besleyen veya birbirleriyle çelişen çeşitli teoriler bulunmakta. Locke sivil toplumun tümüyle devletten bağımsız olduğunu savunup, görevinin devleti kontrol etmek olduğu öne sürerken Konrad anti-politika savıyla sivil toplumun devlete bir alternatif olduğunu iddia ediyor. Montesquiue ise daha birleştirici bir yaklaşımla devlet ile sivil toplum arasında keskin bir çizgi olmadığını ve sivil toplumun devlete toplumsal katılımı sağlaması için destek olmakla sorumlu olduğunu savunuyor.

Sivil Toplum Kuruluşları, sivil toplumdaki belli ilgi gruplarını temsil etmek üzere organize olmuş kurumlar olarak tanımlanıyor. Etkinlik alanlarına göre STK'ları kalkınma ve yardım STK'ları olarak ikiye ayırabiliriz. Kalkınma STK'ları sosyal, ekonomik ve kültürel kalkınmayı hedeflerken, yardım STK'ları dezavantajlı gruplar için insani yardım misyonu üstlenirler.

Sivil Toplum ve Demokrasi

Sivil toplum ve demokrasi üzerine tartışmaların kilit sorularından biri STK'ların demokrasinin ajanı mı yoksa sonucu mu olduğudur. STK'ların demokrasi kurmadaki güncel rolleri yurttaşlar arasında demokratik değerlerin savunulması, temsil edilmeyen grupların güçlendirilmesi, katılımcı demokrasinin sağlanması ve ekonomik reforma katkıda bulunulması olarak özetlenebilir. Lang bunlara ek olarak STK'ların hükümet ve yurttaşlar arasında arabuluculuk yaptığını savunmakta. Böylelikle STK'lar, farklı ilgi ve isteklere sahip aktörler arasında köprüler kurarak 'kamusal alan'lar yaratmakta. Son olarak STK'lar kurum içi yapıları ve karar alma mekanizmalarının yarattığı örnekler sayesinde bir demokrasi kültürünün oluşmasını sağlamakta.

Fakat tüm bu işlevler hem teoride hem de uygulamada sorgulandığında çelişkili sonuçlara varmak mümkün. Temsil edilmeyen gruplar söz konusu olduğunda, tüm dünyada yaşanan sorun bu amaçla hareket eden STK'ların çoğunun tabandaki yurttaşla bağının çok zayıf olması. Öyle ki kimi durumlarda STK'lar hedef kitlelerinin gerçek ihtiyaçlarının temsil etmek konusunda zayıf kalabilmekte. Ayrıca kitlenin organize olamaması ve/ya olmaması sonucu maddi kaynaklara da erişiminin mümkün olmayabiliyor. Çünkü destek sağlayan kurumlar, sağladıkları kaynakların belirledikleri kriterlere göre kullanıldığını kontrol edebilmenin en önemli güvencesi olarak, ilgili STK'nın tecrübeli ve gerekli kurumsal kapasiteye sahip olmasını görüyor.

Demokratik değerlerin savunulması konusunda da çelişkiler yaşanmakta. Demokratik sistem, demokratik değerleri savunmayan grupların da düşünce ve söz hakkının korunmasını gerektiriyor. Kurum içi demokrasiye gelince, varsayılan STK'ların kendi içlerinde demokratik yönetişim ilkelerini benimsemeleri. Fakat dünya genelinde yaşanan sorun pek çok STK'nın kendi içerisinde demokratik bir yapıya sahip olmaması ve tepeden inme kararlarla yönetilmesi. STK çalışanlarının kendileri de kurumsallaşma sorunları nedeniyle bu gibi durumlara müdahale etmekten kaçınmakta veya ihtiyaç hissetmemekte.

STK'ların ekonomik reforma katkısı konusunda yaşanan ikilemlerse, STK'ların neo-liberal bağlamda sistemin ajanları olarak kabul edilip sistem karşıtları tarafından kapitalizmin uşakları olarak itham edilmeleri.

Son olarak STK'ların 'kamusal alan' yaratmakta karşılaştıkları engel, Türkiye genelinde STK'lar arasındaki ideolojik sorunların ortak çalışma ve alan yaratma kapasitelerini kısıtlaması. Sivil toplum aktörleri arasındaki farklılıklar uzlaşma oluşmasına engel olmakta ve STK aktivistleri arasındaki koordinasyonun sağlanmasına engel oluşturmakta.

Yukarıda belirtilen sorunlara ek olarak, fon oluşturma STK'larla ilgili önemli bir uyuşmazlık sebebi. STK'ların dışarıdan gelen maddi desteğe bağımlılıkları nedeniyle hedef kitlelerinden ziyade fon aldıklara kurumlara hesap verdikleri yolunda şüphe uyandırmakta. Ekonomik çıkarlar gözetilerek apolitik bir yaklaşımla üretilen projelere yerel destek azalmakta. Öyle ki STK'lar ihtiyaca göre proje üretmekten uzaklaşıp var olan fon kaynaklarına göre harekete geçmekte. Kurumsallaşmasını geliştirmekte olan pek çok STK dahi fonlara erişim için gereken teknik bilgi ve kapasiteye sahip değil. Avrupa Birliği'nin bu konudaki teşviklerinden biri ise Türkiye Hükümeti'nin katkısıyla tasarlanan Sivil Toplum Geliştirme Programı. Bu program çerçevesinde oluşturulan STK Destek Ekibi proje yönetiminden fon oluşturmaya çeşitli teknik destekte bulunmakla kalmıyor, Türkiye genelinde düzenledikleri eğitimlerle STK'ların insan kapasitelerini geliştirmelerine de yardımcı oluyor. (ayrıntılı bilgi için www.stgp.org)

Sonuç olarak Avrupa Birliği'ne entegrasyon süreci, gerek tavandan tabana gerekse tabandan tavana bir hareket yaratmakta. Süreç içerisinde de demokratik sistemin var geçilmez parçası olan sivil toplum ve sivil toplumu temsil eden STK'lar hakkında sorular çoğalmakta. Bu soruların dile getirilmesi ve tartışılması ise sürecin sağlıklı işlediğinin en önemli göstergesi olacaktır. Bir yandan yönetişim ilkelerini içselleştirip uygularken ve sivil toplumu teşvik ederken öte yandan da var olan ve zamanla çeşitlenen çelişkileri de göz önünde bulundurup bilinçli adımlar atılabilecektir. Bu anlamda, yukarıdaki sorgulama sürecini ilk başlatması gerekenler halihazırda sivil toplum alanında aktif olarak faaliyette bulunanlar olmalıdır. Öncelikle kendimize sormalıyız nasıl bir çatı altında çalışıyoruz, ne amaçla çalışıyoruz, ne yönde ilerliyoruz? Organizasyonların sofistike cümlelerle açıkladıkları vizyonlarını ve prensiplerini içselleştirebilmek ve sivil topluma dair yaşanılan, tartışılan çelişkilerin ayırdında olabilmenin en kolay yolu bu gibi temel soruları kendimize sormak olacaktır. Böylelikle büyük çerçeve içerisinde kişisel katkımızın değerini anlamamız da kolaylaşacak ve yaptığımız işe saygımız artacaktır.