Ugg Botas Charms Pulseiras pandora armband hollister tiffany earrings hugo boss sunglasses levis jeans links of london mbt meizitang softgel movies 2012 hollister sweaters

insanca yaşam projesi

4. ULUSLARARASI SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI - KÜRESEL YOKSULLUK KONGRESİNE (19-21 EKİM 2007, ÇANAKKALE -TÜRKİYE) ON SEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ - ÇANAKKALE SUNULMUŞ VE YAYINLANMIŞ OLAN “İNSANİ YOKSULLUKLA MÜCADELE DE BİR SİVİL TOPLUM PROJE ÖRNEĞİ: İNSANCA YAŞAM PROJESİ” ADLI BİLDİRİM.

İNSANİ YOKSULLUKLA MÜCADELEDE BİR SİVİL TOPLUM PROJE ÖRNEĞİ: İNSANCA YAŞAM PROJESİ

Esra Acı
Yrd.Doç.Dr., Marmara Üniversitesi, İ.İ.B.F, İktisat Bölümü,
eyuksel@marmara.edu.tr


Funda Sezgin
Yrd.Doç.Dr., Mimar Sinan Üniversitesi, Fen-Ed.Fakültesi, İstatistik Bölümü,
fsezgin@msu.edu.tr

ÖZET

Yoksulluğun niteliksel yönünü açıklayan insani yoksulluk kavramı ilk defa Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütünün 1997 yılında yayınladığı raporda ele alınmıştır. İnsani yoksulluk, insanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan gelirden başka, bireyin insan olarak toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli olan temel imkanlardan yoksun olmasıdır. İnsani yoksulluk kavramı, insani kalkınma anlayışına dayanmaktadır. İnsani kalkınma kavramı; daha önce uzun yıllar azgelişmiş ülkelerin gelişmişliklerini ifade etmede kullanılan ekonomik kalkınma ya da sosyo-ekonomik kalkınma kavramlarından farklı olarak toplumların yaşam kalitesinin iyileştirilmesini esas almaktadır. İnsani kalkınma, gelir artışının ötesinde iyi bir eğitimi, sağlıklı ve uzun bir yaşamı; bu bağlamda insanın her alanda yaratıcılığının kullanılmasına olanak sağlayan bir ortamı ve demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını kapsayan çok boyutlu bir kavram olarak ele alınmıştır. Demokratikleşme, sivil toplumun yaygınlaştırılması, yerel yönetimlere daha fazla sorumluluk verilmesi insani kalkınma anlayışının temel ögeleri arasında yer almaktadır.

Bu bağlamda çalışmada, “Demokrasinin Geliştirilmesi ve İnsan Haklarının Korunması için Toplumsal İşbirliği Projesi” kapsamında Avrupa Birliği tarafından desteklenen İnsanca Yaşam Projesi örneği ele alınmaktadır. Projenin hedef gruplardan biri olan taban kadınların insan haklarının korunması, demokrasinin geliştirilmesi ve sivil toplumun yaygınlaştırılması, başka bir deyişle insani yoksulluğun giderilmesi açısından gelişimleri, yapılan anketler ve yüzyüze görüşmeler sonucunda ulaşılan istatistiksel verilere dayandırılarak, lojistik regresyon analizi çerçevesinde yorumlanmıştır.

1. İNSANİ YOKSULLUK KAVRAMI

Yoksulluk ile ilgili pek çok kavram ve birçok farklı tanım bulunmakla birlikte, yoksulluğun temel göstergeleri olan ekonomik göstergeler ile sosyal ve siyasal göstergelerin dikkate alınması bakımından yoksulluk kavramı, gelir ve insani yoksulluk olmak üzere iki açıdan ele alınabilir. Gelir yoksulluğu, insanların hayatta kalabilmesi için gerekli mal ve hizmetler olan ihtiyaçlarını karşılayacak kadar gelirlerinin olmaması durumudur ki yoksulluğun ekonomik ya da niceliksel yönünü açıklamaktadır. Yoksulluğun niteliksel yönünü açıklayan, sosyal ve siyasal göstergeleri temel alan yoksulluk tanımı ise insani yoksulluk kavramı ile açıklanmaktadır. Bu çalışmada insani yoksulluk tanımı dikkate alınacaktır.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü´ nün (UNDP) 1997 yılında yayınladığı raporda ilk defa dile getirilen insani yoksulluk, insanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan gelirden başka bireyin insan olarak toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli olan temel imkanlardan yoksun olmasını ifade etmektedir.

İnsani yoksulluğun sebepleri olan temel yetersizlikler şöyle sıralanabilir;

İnsani yoksulluk kavramı ve yukarıda sıralanan temel göstergeler, aslında 1990´lı yıllarda UNDP´ nin insani kalkınma raporlarında geliştirilen insani kalkınma anlayışına dayanmaktadır. Sözgelimi 1993 yılı raporunda, insani kalkınma, gelir artışının ötesinde insan mutluluğunu ve yaşam kalitesini, iyi bir eğitimi, sağlıklı ve uzun bir yaşamı; bu bağlamda insanın her alanda yaratıcılığının kullanılmasına olanak sağlayan bir ortamı ve demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını kapsayan çok boyutlu bir kavram olarak ele alınmıştır. (UNDP,1993;10) Demokratikleşme, sivil toplumun yaygınlaştırılması, yerel yönetimlere daha fazla sorumluluk verilmesi insani kalkınma anlayışının temel ögeleri arasında yer almaktadır. Ekonomik büyümeyi merkeze alan yaklaşım ve uygulamaların insanı ve doğayı tahrip etmesi sonucu insani kalkınma anlayışına geçiş, ekoloji hareketi, kadın hareketi, katılımcı kalkınma anlayışı, endojen kalkınma, demokratikleşme hareketi, sivil toplumun gelişimi gibi pek çok yaklaşımın da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Böylece kalkınma, sadece piyasa ve devletin önemli rol oynadığı bir süreç olmaktan çıkıp, sivil toplumun da söz sahibi olduğu, bu anlamda kalkınma sürecinde katılımcılığın gerçekleştiği bir anlayışa doğru yönelmektedir.(Korten, 1990; 41) Örneğin; Brezilya gibi pek çok ülkede sivil toplum kuruluşları (STK) arasında benimsenen ve “Bilinçlenme” olarak dile getirilen yaklaşım, sadece yaşam standartlarının iyileştirilmesini değil, aynı zamanda ve ondan daha önemlisi yoksul kesimlerin ekonomik ve politik sömürüyü önlemek üzere örgütlenme bilincine ulaşmaları gereğini ileri sürmektedir.

Buna göre bilinçlenme, politik eğitime, sosyal örgütlenmeye ve geniş halk katılımına dayalı politika anlayışından oluşan çok daha geniş kapsamlı bir yaklaşımdır.(Clark,1995; 36) Kalkınmanın eşit olarak paylaşılmasının hedeflendiği böyle bir yaklaşımda, bireylerin kendilerini etkileyen kararlara katılımını sağlamak üzere STK´ ların devlet ile işbirliğine ihtiyaç duyulduğu vurgulanmaktadır.(Farrington, Lewis, 1993; 6-7)

Bu bağlamda çalışmada insani yoksulluk kavramının, demokratik hak ve özgürlüklerin yetersizliği, cinsiyet eşitliğindeki yetersizlikler ile sivil toplumun yaygınlaşmamış olması temel göstergeleri üzerinde durulacaktır. Çünkü proje kapsamında yapılan araştırma, yoksul ve eğitimsiz kadınların aldıkları eğitimlerin demokrasinin geliştirilmesi ve sivil toplumun yaygınlaştırılması adına ne derece etkili olduğunu değerlendirmeye dönüktür. Böylece yerel idareler ile STK işbirliğinin bir örneği olan aile danışma merkezleri (ADM) biriminin sivil toplumun yaygınlaştırılması adına işlevleri de değerlendirilmiş olacaktır.

Söz konusu değerlendirmelerde İnsanca Yaşam Projesi ile ilgili yapılan saha araştırmasındaki verilerden yararlanılmıştır.

2. İNSANCA YAŞAM PROJESİ

İnsanca Yaşam Projesi, “Demokrasinin Geliştirilmesi ve İnsan Haklarının Korunması için Toplumsal İşbirliği Projesi” kapsamında Avrupa Birliği tarafından desteklenen, Kadıköy Belediyesi, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı - KEDV; İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı - İKGV; Türkiye Sakatlar Derneği İstanbul Şubesi – TSD katkılarıyla gerçekleştirilmiş bir projedir. Projenin temel hedefi, Türk toplumunun belirli toplumsal gruplarını (yoksul ve eğitimsiz kadınlar; çocuklar; sakatlar; seks işçileri; eşcinseller, AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıkları olanlar, vb) insan haklarının korunması ve demokrasinin geliştirilmesi ile ilgili konularla yüzyüze getirmektir. Projede işsiz ve eğitimsiz kadınlar, çocuklar, sakatlar, ve cinsel ayrımcılığa uğrayanlar başta olmak üzere toplumun farklı kesimlerinden aktörlerle çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Yerel düzeyde politika belirleyicileri, STK üyeleri, ve kitlesel medya için çalışan kişiler seminerler, atölye çalışmaları, konferanslar ve diğer destekleyici eylemler (yayınlar ve paralel olaylar) ile ortak çalışmaya teşvik edilmişlerdir. Projenin hedeflerinden bir diğeri ise, hedef gruplardan olan, “grassroots women” diye tabir edilen, taban kadınlar yani işsiz ve eğitimsiz kadınlarla insan haklarının korunmasına ve demokrasinin geliştirilmesine yönelik pilot projeler/uygulamalar gerçekleştirilmesi olmuştur. Bu nedenle bölgede ihtiyaç sahipleriyle, konuyla ilgili yetkililerle görüşmeler yapılmış ve bu görüşme sonuçları atölye çalışmalarında değerlendirilerek proje bu doğrultuda geliştirilmiştir. Bu çalışmada, yukarıda da belirtildiği üzere, insani yoksullukla mücadelede, kadınlara yönelik eğitimlerin etkinliği ve ADM´ lerin işlevlerini ölçmeye dönük olarak yapılan araştırmanın sonuçları bir model çerçevesinde değerlendirilecektir.

3. İSTATİSTİKSEL ANALİZ

3.1. Veri Toplama Yöntemi

Veriler, Kadıköy Belediyesi´nce yürütülen İnsanca Yaşam Projesi kapsamında yer alan Aile Danışma Merkezleri (ADM)´ne eğitim veya hizmet almak amaçlı, en az bir yıl ve üzeri katılımcı olan, taban kadın tanımına uygun kadınlarla yapılan yüzyüze derinlemesine anket ve beş kişiden oluşan toplam dört grup ile odak grup görüşmeleri yapılarak elde edilmiştir.

3.2. Örnekleme Yöntemi

Araştırma, Kadıköy ilçesinde hizmet veren ADM´lere gelen taban kadın profiline uygun kadınları içermektedir. Sayısı fazla olan bu kadınlar arasından tesadüfi örnekleme yöntemiyle 130 kadın seçilmiş ve bunların içinden bir yıldan az veya henüz yeni hizmet/eğitim alanlar dışarıda bırakılarak amaca uygun toplam 100 kadına anketler uygulanmıştır. Anket formu, demografik özellikler ile sosyal bazı sorunlara ilişkin soruların olduğu bölümde parametrik, ADM´lerin irdelenmesine ilişkin soruların olduğu bölümde ise, beşli Likert Ölçeği biçiminde non-parametrik düzende hazırlanmıştır.

Eleman : ADM´lere katılan taban kadınlar
Birim : Kadıköy Belediyesi Aile Danışma Merkezleri
Kapsam : ADM´lere bir yıl ve üzeri süredir katılan kadınlar
Zaman : İki hafta boyunca çalışma saatleri içinde rastsal olarak seçilmiş zaman dilimleri

3.3. Anketin Güvenilirlik Analizi

Güvenilirlik, araştırmaların tutarlılığını ve etkinliğini bazı güvenilirlik testlerinin sonuçlarına göre değerlendirmektir. En çok kullanılan testler, Cronbach Alpha, İkiye Bölme (split), Paralel, Mutlak Kesin Paralel (strict) olarak sayılabilir. Cronbach Alpha değerinin %60´ ı geçmesi anketin başarılı olduğunun göstergesidir. Bazı araştırmacılar, %75´ i geçmesini temel alırlar. Diğer kriterlerin de %70´i geçmesi anketin iç tutarlılığının sağlandığını ve çıkarımlara güvenilebileceğini ortaya koymaktadır. Görüleceği gibi belirtilen ve olması istenen yüzde değerlerini her bir güven kriteri geçmiştir. 100 kişilik örneklemin sonuçlarının tutarlı ve güvenilir olduğu böylece belirlenerek, yüksek güvenirlilik değerleri elde edilmiştir. Herbir güvenilirlik kriteri %70 değerini aştığı için, kişilerle yapılan anketin başarılı olduğu, anketin kendi içinde tutarlı olduğu, elde edilecek sonuçların gerçekleri yansıtacağı ortaya konulmuştur.

Anketin Güvenilirlik Test Sonuçları

Anketin Güvenilirlik Test Sonuçları
3.4.Verilerin Analizi

Tablo:1 Demografik ve Sosyal Özelliklere İlişkin Bilgiler

Demografik ve Sosyal Özelliklere İlişkin Bilgiler

Görüşülen kadınların %30´u 40-49 yaş grubu, %29´u 31-39 yaş grubu ile en yüksek orana sahiptir. 50 yaş ve üzeri %23, 21-30 yaş %17 ve sadece %1 oranında 20 yaş ve altı kadınlar ankete katılmıştır.

Dolayısıyla, orta yaş ve üzeri kadınlar ankette ağırlıklı yaş ortalamasını oluşturmaktadır. Bunun nedeni, genç kadınların henüz ADM´ lere gidebilecek tecrübe ve yeterlilikte olmayışı, daha fazla çile çeken orta yaş ve üzeri kadınların gençlere oranla daha çare arayışı içinde ve daha tahammülsüz olmalarıdır ki bu durum odak toplantılarında da görülmüştür.

Ankete katılanların %39´u hiç okula gitmemiş kadınlardan, %39´u ilkokul mezunu kadınlardan oluşmaktadır. %15 oranında ilkokul terk, %1 ortaokul terk, %2 ortaokul mezunu ve %4 lise terk kadın vardır. Büyük çoğunluk olan %93 oranında kadın, ortaokula gidememiş durumdadır ve eğitimsizdir. Medeni durum dağılımı, %83´ü evli, %4´ü bekar, %1´i boşanmış, %8´i dul ve %4´ü terk edilmiş biçiminde oluşmuştur. Görüşülen kadınların %30´u iki çocuk, %24´ü üç çocuk, %18´i beş ve üzeri %14´ü dört çocuk ve sadece % 8´inin bir çocuğu olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, üç ve üzeri çocuk sahibi olan kadınların toplamı %56 oranıyla yarıdan fazladır.

Kadınların %90 gibi çok önemli oranı ciddi parasal sorunlar yaşamaktadır. Sadece %4´ü yaşamadığını söylerken, %6´sı ise bazen yaşayıp bazen yaşamadığı için “bilemiyorum” biçiminde cevap vermiştir. Gerek kadınların bir işte çalışmıyor olmaları, gerekse eşlerin % 49´unun işsiz olmaları ve % 9´unun emekli aylığı ile geçinmek zorunda olmaları gözönüne alındığında yaşanan parasal sorunun büyüklüğü ortaya çıkmaktadır. Ayrıca odak grup toplantılarında yapılan yüzyüze görüşmelerde % 42 oranında eşi çalışanların oluşturduğu kadınlar, eşlerinin son 6 ay ile 1 yıl içerisinde iş bulduklarını dile getirmişlerdir. Dolayısıyla ciddi parasal sorunlar yaşayan % 90´lık grup aslında eşi çalışan % 42´lik grubu da içermektedir.

Kadınların %69´u şiddet yaşamakta olduğunu, %31´i ise yaşamadığını ifade etmiştir. Şiddete uğrayan 69 kadın sadece fiziksel değil, aynı zamanda uygunsuz ve aşağılayıcı laflarla kavgaya maruz kalan kadınların da toplamını ve kendileri dışında da ailede şiddet yaşayanları ifade etmektedir. Odak sorgulamada şiddet yaşamadığını söyleyen kadınların yaş grubunun 40-50 üzeri olduğu görülmüştür. Şiddet gören kadınların (toplamda 69 kişi) %19´u bu konudaki kanuni haklarını bildiklerini söylemişlerdir. Yapılan odak görüşmelerde söz konusu haklarını ADM´ lerden öğrendikleri anlaşılmaktadır. Genel anlamda % 88´i haklarını bilmediğini, ve bunun içinden %9´u yeni göç ettikleri için yol iz bilmediklerini ifade etmişlerdir.

Kanuni haklarını bilen kadınlar, eşlerinden ve çevreden baskı göreceğinden korkarak, aile düzenlerinin bozulmaması için herhangi bir kurumdan yardım almadıklarını, sessiz kalmayı tercih ettiklerini ifade etmiştir.

Görüşülen kadınların %68´i aile içi kararlarda söz sahibi değildir. Ancak %32´lik bir grup yaşlarının ilerlemesi dolayısıyla aile içi kararlarda söz hakkının doğduğunu belirtmiştir. Bu bilgiler ışığında, ADM´ lerde verilen eğitimin ve bilinçlendirmenin önemi ortaya çıkmaktadır ki; bu durum çok daha fazla kadına ulaşılması halinde alınacak sonucun etkinliğini göstermektedir. Kadınların %25´i gelecekten umutlu iken, %75´nin gelecekten beklentisi kalmamış durumdadır. Yapılan odak toplantılarında umutsuzluğun başlıca nedeninin, bir mesleğe sahip olmadıkları için işsiz olmaları, parasal sıkıntılar, haklarını koruyamamakollayamama, ülkenin geleceğinden de umutlu olamama biçiminde özetlenebilir. Çoğunluğu depresyon yaşayan bu kadınların klinik düzeyde ciddi bir karamsarlık içinde olduğu gözlenmiştir.

Tablo:2 ADM İşleyişine Yönelik Frekans Dağılım Yüzde Değerleri Tablosu*

2 ADM İşleyişine Yönelik Frekans Dağılım Yüzde Değerleri Tablosu

* Likert Ölçeği kullanılan yanıtlar için 1=tamamen katılıyorum, 2=katılıyorum, 3=kararsızım, 4=katılmıyorum, 5=hiç katılmıyorum biçiminde kodlanmıştır.

Tablo 2´den görüleceği gibi verilen yanıtlar “tamamen katılıyorum” ve “katılıyorum” yönünde yüzde ağırlığa sahiptir. Bu sonuç, ADM´ lerin kadınlar için sadece birer maddi yardım kurumu olmadıklarını, aynı zamanda kadınların, yalnız ve çaresiz olmadıkları, hakları konusunda daha bilinçli hale geldikleri, dolayısıyla kendilerini sorunlarla başa çıkabilecek durumda hissetmeleri konusunda diğer kadınlarla ilişkiye geçerek eğitim, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma, kısacası toplumsallaşma anlamında da son derece önemli işlevler üstlendiklerini göstermektedir. Böylece projenin temel amaçlarına uygun sonuçlar elde edildiği ortaya çıkmaktadır.

3.4.1.Ki-Kare Analizi

Çalışmada, ADM hizmetlerinden memnuniyeti etkileyen faktörleri belirlemek ve ayrıca lojistik regresyon analizi için bağımsız değişken seçiminde yol gösterici olması açısından etkileyici olduğu düşünülen değişkenlere ki-kare analizi uygulanmıştır. Ki-kare testi sonuçlarına göre, ADM hizmetlerinden memnuniyet açısından; yaş (p=0.000), eğitim düzeyi (p=0.001), çocuk sayısı (p=0.025), aile içi şiddet yaşama (p=0.000), parasal sorun varlığı (p=0.003), aile içi kararlarda söz hakkı olması (p=0.0028), kanuni haklarını bilmek (p=0.004) değerlerini alarak, .=0.05 anlamlılık düzeyinde istatistiki anlamlı ilişkiye sahiptirler. Sadece medeni durum (p=0.65) değeriyle anlamlı bir ilişki vermemiştir. Böylece, lojistik regresyon modeli medeni durum değişkeni dışarıda bırakılarak oluşturulacaktır. Ankete katılan kadınlar ağırlıklı olarak evli olmalarına rağmen, dul veya boşanmış olanlar da parasal imkansızlıklar, sağlıkla ilgili şikayetler, eğitim fırsatlarının yetersiz olması gibi benzer problemleri yaşamaktadır. Medeni durum değişkeninin ADM´lerin hizmetlerinden memnuniyet açısından bir fark yaratmaması ve ilişkili olmayışı doğal bir sonuçtur.

3.4.2.Lojistik Regresyon Analizi

Sosyal bilimlerde özellikle sosyo-ekonomik araştırmalarda, incelenen değişkenlerin bazıları hassas ölçekle ölçülmekle beraber, bazıları da olumlu-olumsuz, başarılı-başarısız, evet-hayır gibi iki şıklı verilerden oluşmaktadır. İki şıklı veriler, kategorik verilerin en yaygın olarak kullanılan şeklidir. Bağımlı değişkenin iki şıklı kategorik veriler olması durumunda bağımsız değişkenle (veya değişkenlerle) bağımlı değişken arasındaki sebep-sonuç ilişkisini incelerken lojistik regresyon analizi kullanılır (Agresti, 1996; 103). Lojistik regresyon modelinde bağımsız değişkenlerin hepsi veya bazılarının sürekli ya da kategorik değişkenler olmasına ilişkin bir zorunluluk olmayıp yapılan araştırmalarda daha çok sürekli değişkenlerin tercih edilmesi önerilmektedir (Işığıçok, 2003; 3).

Lojistik regresyon analizi bir kısım varsayımların (normallik, ortak kovaryansa sahip olma gibi) sağlanamaması durumunda diskriminant analizi ve çapraz tablolara alternatif bir yöntemdir. Bağımlı değişkenin 0 ve 1 gibi ikili ya da ikiden çok düzey içeren kesikli değişken olması durumunda, normallik varsayımının sağlanması şartı olmadığı için rahatlıkla kullanılabilir. Ayrıca elde edilen modelin matematiksel olarak çok esnek olması ve kolay yorumlanabilir olması bu yönteme olan ilgiyi artırmaktadır (Tatlıdil, 2002; 289).

Lojistik regresyon modeli, temeli olasılık oranına (odds ratio) dayanır. Olasılık oranı, bir olayın gerçekleşmesi olasılığı ile söz konusu olayın gerçekleşmemesi olasılığını karşılaştırır. Böylece lojistik regresyon modeli, olasılık oranının doğal algoritması alınarak elde edilir. Olasılık oranının doğal logaritması alınarak elde edilen lojistik regresyon modelinin parametrelerini tahmin ederken en yüksek olabilirlik (maximum likelihood) yöntemi yaygın olarak kullanılır (Berenson-Levine, 1996; 837-838). Böylece iki değişkenli lojistik regresyon modeli,

denklem01

şeklinde yazılır. Lojistik regresyon modeli yazıldıktan sonra modeldeki katsayılar,

denklem02

biçiminde ifade edilir. Buradan yola çıkarak katsayılar için;

denklem03

ifadesi yazılabilir. Burada Q(Y),

denklem04

biçiminde tanımlanır. Olasılık oranının OR=P(Y)/Q(Y) şeklinde hesaplandığı hatırlanacak olursa, her bir parametrenin exp(ß) değerleri olasılık oranları olarak ele alınırlar. Böylece exp(ßp), Y değişkeninin Xp değişkeninin etkisi ile kaç kat daha fazla ya da yüzde kaç oranda fazla gözlenme olasılığına sahip olduğunu belirtir (Özdamar, 1999; 477).

Çalışmada, ADM´ lerin sunduğu hizmetlerden memnuniyeti etkileyen faktörlerin belirlenmesi için lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Bağımlı değişken, memnun olma=0 ve memnun olmama=1 değeri verilerek belirlenmiştir. Tablo 2´de görüleceği üzere hizmetlerden memnuniyet önermesi için kararsızım cevabı verilmemiştir. Böylece “tamamen katılıyorum” ve “katılıyorum” yanıtları birleştirilerek 0 değerini, “katılmıyorum” ve “hiç katılmıyorum” yanıtları birleştirilerek 1 değerini alarak bağımlı değişken oluşturulmuştur. Memnuniyet üzerinde etkili olduğu düşünülen ve ki-kare analizi sonucunda istatistiksel anlamlı ilişki elde edilen yaş, eğitim düzeyi, çocuk sayısı, aile içi şiddet yaşama, parasal sorun varlığı, aile içi kararlarda söz hakkının olması, kanuni hakların bilinmesi ise, bağımsız değişken olarak ele alınmıştır. SPSS 11.5 paket programı yardımıyla İleri Wald (Forward Wald) metodu seçilmiştir.

Tablo:3 Lojistik Regresyon Analizi Sonuçları

Lojistik Regresyon Analizi Sonuçları

Lojistik regresyon analizinde -2 Log Likelihood değeri (-2LL), tahmin edilen modelin verilere uygunluğunun bir göstergesidir. Wald istatistiği ise, bir katsayının anlamlı olup olmadığını ortaya koyar. Model ki-kare değeri istatistiksel olarak anlamlı ise, bağımsız değişken katsayılarının sıfır olduğu hipotezi red edilir ve bağımsız değişkenler sadece sabit terimli bir modelden daha iyi bir kestirim sağlar. Model sonuçlarında, -2 Log Likelihood değeri 404.523, Cox &Snell R2 değeri 0.683, Nagelkerke R2 değeri 0.75 olarak elde edilmiştir. Ayrıca, ki-kare test istatistiği 97.235 ve p değeri 0.0029 olduğundan modelin uyum iyiliğinin sağlandığı anlaşılmıştır.

Tablo:4 Lojistik Regresyon Gruplama Tablosu

Lojistik Regresyon Gruplama Tablosu

Gruplandırma tablosu incelendiğinde modelde doğru atama oranı %95 olarak görülmektedir.

Böylece model sonucunda, toplam 100 deneğin %95´i doğru tahmin edilmiştir. Modelin güvenirliliği ve ayrımsamadaki başarısı açısından bu değer tatmin edicidir. Odds Ratio(OR) yani; Exp(ß) değeri 1´e yakın değişkenler bağımlı değişkenin değişimine önemli etkide bulunan etkenler değildir. Bu değişkenlerin katsayıları anlamlı değilse önemli bir risk faktörü olmadığı anlaşılır. Eğer OR değerleri 1´den büyük ve katsayı anlamlı ise, etkenin önemli bir risk faktörü olduğu yorumu yapılır. Çalışmada, ADM hizmetlerinden memnuniyete yönelik anlamlı risk faktörleri elde etmek amacıyla oluşturulan lojistik regresyon modeli sonucunda, analize alınan bütün bağımsız değişkenler %5 önem seviyesinde p<0.05 olduğundan istatistiksel olarak anlamlı ve önemli bulunmuştur. Buna göre;

ADM hizmetlerinden faydalanan kadınların yaşı hizmet memnuniyet olasılığını yaklaşık 1.4 kat arttırmaktadır. Yaş düzeyi yükseldikçe memnuniyetin artış nedeni, ADM lere gelen kadınların orta yaş seviyesinde olup, ancak bu yaşlarda bilinçlenip bir çıkış yolu aramalarıdır. Zira odak görüşmeler yaş arttıkça ADM hizmet çeşitliliğinden faydalanma bilincinin yükseldiğini göstermiştir. Buna karşılık genç yaşlarda tecrübesizlik ve yol-iz bilmeme nedeniyle hizmet alma talebi daha düşüktür. Ayrıca genç kadınların bir işte çalışıyor olmaları ve sorunlarıyla başedebilme anlamında kendilerine daha fazla güvenmeleri de söz konusudur. Eğitim düzeyi hizmet memnuniyet olasılığını yaklaşık 2 kat azaltmaktadır. Bunun nedeni, eğitim düzeyi arttıkça kadınların kendilerine bireysel olarak çözüm üretebilmesi, bu tarz merkezlere ihtiyaçlarının kalmayışı olarak ifade edilebilir. Nihayetinde merkeze gelen kadınların eğitim ortalaması ilkokul düzeyindedir. O halde bu kadınların çaresizliğinin nedeninin en önemli boyutundan biri eğitim olmaktadır. Eğitim arttıkça ADM´lere yöneliş doğal olarak düşecektir. Zira eğitim düzeyi düşük olan kadınlar, ADM´lerin verdiği insan hakları, kadın hakları, vatandaşlık bilgisi gibi sosyal içerikli eğitimler sayesinde aile içi şiddet durumunda ne yapacaklarını öğrenmekte, kendilerine olan güvenleri artmakta, haklarını nasıl arayacaklarını bilmektedirler. Buradan da anlaşılmaktadır ki; ADM´ lerin işlevleri, aile içi şiddete karşı kadınların haklarının öğretilmesi noktasında bilgilendirilmesiyle doğru orantılı olarak artmaktadır. Çocuk sayısı hizmet memnuniyet olasılığını yaklaşık 3.9 kat arttırmaktadır. Çocuk sayısı arttıkça ADM hizmetlerine ve bunlarının çeşitliliğine talep artmaktadır. Diğer bir boyut ise, çocuk sayısı arttıkça kadınların sağlık sorunları da artış göstermektedir ve sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Hem çocukların eğitim giderlerine katkı hem yiyecek ve yakacak yardımı hem de sağlık hizmeti ihtiyacı sonucunda bunların karşılanması ADM memnuniyet olasılığını arttırmaktadır.

Aile içi şiddet yaşama hizmet memnuniyet olasılığını 6.5 kat arttırmaktadır. Bu kurumlara gelen kadınlar hem bilinçlenmekte hem de kendine güven kazanmaktadır. Şiddete maruz kalan kadınlar ADM hizmet yelpazesinden faydalanarak demokratik hak ve özgürlüklerini öğrenmişlerdir. Parasal sorunun varlığı memnuniyet olasılığını yaklaşık 6.9 kat arttırmaktadır. En yüksek artış oranı bu değişkene aittir. Merkezlere gelen kadınlar ciddi parasal sorunlar içindedir. Bu durum yoksulluğun insani boyutuyla birlikte maddi boyutunun hala son derece önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü söz konusu projenin temel hedefi insani yoksullukla mücadele anlamında demokratikleşme ve sivil toplumun yaygınlaşmasına yardım amacı gütmektedir. Zira ADM´lerde bu amaçla kadınlara demokratik hak ve özgürlüklerini bilme, birbirleriyle dayanışma, yardımlaşma, katılımcılık yönünde eğitimler verilmiştir. Ancak görünen odur ki kadınlar parasal sorunlarına çözüm bulmak beklentisi ile de bu merkezlere gitmişlerdir.

Aile içi kararlarda söz hakkının olması memnuniyet olasılığını yaklaşık 3 kat arttırmaktadır. Kadınların aile içindeki karar süreçlerinde birey olarak tavır alamadıkları ve dışlanmış bir şekilde yaşamak zorunda kaldıkları anlaşılmaktadır. Odak görüşmelerde kadınların haklarını bu merkezlerde öğrendiği ve aile içinde tutumlarının farklılaşması nedeniyle daha fazla söz sahibi olma yönünde haklarını öğrendikleri anlaşılmıştır. Kanuni hak ve özgürlüklerini bilme memnuniyet olasılığını yaklaşık 2 kat arttırmaktadır.

Eğitim düzeyi düşük, belirli bir mesleği olmayan, dolayısıyla parasal sorunlar yaşayan, aile içi kararlarda yeterince söz hakkı olmayan, aile içi şiddete maruz kalan kadınların, verilen eğitimler sayesinde kanuni hak ve özgürlüklerini öğrenmeleri, ADM´ lerin işlevleri açısından memnuniyeti arttırıcı yöndedir. Ayrıca bu kurumlarda öğrenilen bazı kavramlar kadınların kendilerine olan güvenlerinin artmasına, diğer kadınlarla ilişkiye geçerek toplumsallaşmalarına yardımcı olmuştur.

4.SONUÇ

İnsanca Yaşam Projesi, yerel idare adına ADM´ leri, sivil toplum kuruluşları adına Kadıköy bölgesindeki gönüllüleri ve hedef kitle olarak yerelde taban kadınları, demokrasinin geliştirilmesi, insan haklarının korunması ve sivil toplumun yaygınlaştırılması göstergeleri bağlamında insani yoksulluk sorununun çözümünde birlikte hareket etmeye yöneltmiştir. Yapılan araştırmada, taban kadınların sorunlarının çözümünde, ADM´lerin hizmetlerinin ve işlevlerinin ne denli etkin ve yeterli olduğunun bilgisine ulaşılmaya çalışılmıştır. Buna göre; kadınların %76 gibi büyük çoğunluğu, kadın hakları, insan hakları, vatandaşlık bilgisi kavramlarını ilk defa ADM´ lerde gördükleri eğitimlerde duyan, bu eğitimlerin kendileri ve aileleri için son derece önemli olduğunu anlayan kadınlardan oluşmaktadır. Özellikle ADM yönetici ve gönüllülerinin kadın bakış açısına sahip oluşu, bu eğitimlerden yararlanan ve bu eğitimlere öncelik veren kadınlar tarafından dile getirilmiştir. Buna karşılık ADM´ leri yakacak, yiyecek, giysi yardımı alınacak maddi yardım kuruluşları gibi algılayan kadınlar ise parasal sorunlarını daha ön planda tutan, bilinç düzeyi daha düşük kadınlardan oluşmaktadır. Zira maddi yardım talebi dolayısıyla ADM yöneticileriyle karşı karşıya gelen kadınların bu gruba dahil oldukları, gerek odak toplantılarından edinilen bilgilerden gerekse yöneticiler ile yapılan görüşmelerden anlaşılmıştır. Bu ise ADM´ lerin kadınlar için sadece birer maddi yardım kurumu olmadıklarını, aynı zamanda kadınların, yalnız ve çaresiz olmadıkları, dolayısıyla kendilerini sorunlarla başa çıkabilecek durumda hissetmeleri konusunda diğer kadınlarla ilişkiye geçerek eğitim, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma, kısacası toplumsallaşma anlamında da son derece önemli işlevler üstlendiklerini göstermektedir. Bu bağlamda öncelikle ADM´ lerin verecekleri seminerler ile kadınların bu kurumları sadece maddi yardım kurumları olarak görmelerini engellemek üzere eğitmeleri gerekmektedir.

Çünkü ADM´ler artan yoksulluğun yarattığı boşlukları dolduracak şekilde görev alanlarını aşırı genişletmekte, ancak birer bilinçlendirme-bilgilendirme-eğitim kurumu olma işlevlerinin, dolayısıyla gerçek toplumsal etkinliklerinin azalması tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu nedenle, ADM´lerin toplumsal asli işlevlerini duyurma anlamında daha geniş bir kitleye yayılmaları için STK larla işbirliği yoluna gitmelidirler; kısacası kurumsal tanıtıma yönelmelidirler. Aynı işbirliği, kadınların sorunlarının çözümü için katılımlarının arttırılması, sivil toplum, gönüllülük bilincinin yerleştirilmesi, çalışma hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı, aile içi şiddete karşı kadın ve insan hakları, yerel düzeyde kararlara katılım hakları gibi konularda eğitim almaları ve gerçek yaşama dahil edilmeleri şeklinde yürütülmelidir. Başka bir ifade ile insani yoksullukla mücadelede ADM´ ler, “gönüllü-ADM-yerel halk” işbirliğine dayalı, başka bir ifadeyle katılımcı bir yönetim anlayışı ile hareket etmelidirler.

REFERANS